Onu suda bulacağını beklemiyordu. Ama artık hiçbir şey beklemeyi bırakmıştı. Sorun buydu — iyi olmak.
Birinin doğum günüydü, bir evin arkasındaki havuzda — daha önce hiç gelmediği bir yerde. Bir arkadaşıyla gelmişti ama arkadaş bahçenin diğer tarafındaydı, ulaşılamaz.
Sığ tarafta ayakta duruyordu, elinde bir içki. Onu görmüştü o onu görmeden, ve yapacağını seçmesi için tam üç saniyesi vardı.
Havuza doğru yürüdü.
Döndü. İçki elinde durdu. Unutmuştu — ya da kendisini unutturtmuştu — dikkatinin o belirgin kalitesini, birdenbire gelen, hava gibi olan biçimini.
Burdasın dedi. Evet dedi o ve havuz kenarına oturdu, ayaklarını suya bıraktı. Sormadan yanına oturdu. Aralarındaki mesafe kesiniydi — henüz verilmemiş bir kararın genişliği.
Su beklenenden sıcaktı. Ya da belki bu sadece geceydi.
İyi görünüyorsun dedi. Sonra: Ciddi söyledim, taklid etmeyeceğim.
Her zaman bunu bir özür gibi söyledin.
Üstünde çalışıyorum dedi. Kımıldadı — tam onun tarafına değil, ama bir şeyin tarafına — ve ayak bileklerinin çevresindeki su kımıldadı.
Ondan sonraki yılları düşündü. Nasıl tamamen iyi olmuştu. İyi olmak kendi başına bir boşluktu.
Parti arkalarında devam etti. Hiçbiri dönüp bakmadı.