Ağzı kuru bir şekilde saat üçte uyanıyor ve onun üzerinden komodindeki suya uzanıyor. Adamın eli bardağı onunkinden yarım saniye önce kavrıyor.
"Susadım," diyor kadın, tam bir soru değil, elini uzatarak. Adam bırakmıyor.
"Bende," diyor adam, ve bardağı kendi eliyle onun ağzına götürüyor, kenarı alt dudağına soğuk değiyor, o kadar yavaş eğiyor ki ilk yudum neredeyse hiçbir şey değil — bir tat, bir su vaadi, yutmadan önce kayboluyor.
"Bardak böyle kullanılmaz," diyor kadın, ama şimdiden başını geriye atmış bir sonrakini bekliyor, kalorifer peteği adamın arkasında bir yerde tıkırdıyor, sokak lambasının ışığından bir şerit iki bedenin arasındaki battaniyenin üzerine düz uzanmış.
Adam bardağı yine eğiyor, aynı acelesiz açıyla, bardağa değil boğazının hareketine bakarak.
Tartışmayı bırakıyor. Başını yastığa bırakıyor, gözlerini kapatıyor ve adamın verdiğini yudum yudum alıyor, bedenlerinin değdiği yerde çarşaflar sıcak, odada soğuk olan tek şey bardak.
Dördüncü eğişte bir damla kaçıyor — ağzının kenarından kayıyor, çenesinden aşağı iniyor, nereye gideceğine karar vermeden önce boğazının çukurunda bir saniye duruyor.
Adam bardağı bakmadan komodinin üstüne bırakıyor, dudakları çoktan damlayı takip ediyor, suyla olduğu kadar acelesiz — sanki bir şeyi bitirmeden ötekine başlamamak için dünyada hiçbir sebep yokmuş gibi.
"Bu gece yavaşsın," diyor kadın, tavana, adama, kim dinliyorsa ona.
"Bilerek," diyor adam, hızlanmadan, ve ikisi de lambaya uzanmıyor.
